siyaset

Nasıl Kafir Oldum?

"Bütün dünler, bugünleri aydınlatan fenerlerdir." W. Shakespeare

Bu satırları bir akşam vakti Beyoğlu'nda bir kahvede yazmaya koyuldum. Neye özendim bilmiyorum ama bir şeyler yapmak istedim. Aslında herşey birkaç ay önce başladı: Sıcak bir yaz günü, yıllar sonra ilk defa bir seçimde oy kullanma isteği duymuş, millerce öteden kalkıp Türkiye'ye gelmiştim. Bir cuma namazı sonrası camiden çıkarken hiç tanımadığım bir adamın pantolonumu çekiştirerek, bu kıyafetle namaz kıldığım için kafir olduğumu söylemesi ile bu yazıyı yazmaya dek varan iç depremler yaşadım.

O an hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başladı. Tam on yıl öncesine gittim: Öğrenciliğimin o heyecanlı yıllarına... O tarihlerde Refah Partisi'nin kapatılma kararı henüz verilmiş ve ben olayın sıcaklığıyla günlüğüme şöyle yazmışım: "Bugün tarihe kara bir gün olarak geçecek. Çünkü bugün Hz. Adem'den bugüne dek süren hak ve batıl kavgasını Türkiye'de devam ettiren Refah Partisi, Laiklik ve Atatürkçülük karşıtı eylemleri nedeniyle kapatıldı." İlginç değil mi? Bu cümlelerle başlayan öfkeli satırlar tam dört sayfa boyunca sürmüş. Peki bir zamanlar din ve ideolojiye böylesine radikal bir şekilde bakarken nasıl kafir olmuştum?
Bu insanın yanılan bir varlık olması ile ilgili herhalde. Halbuki bir zamanlar herkesin dünyaya benim penceremden bakmasını isterdim. Bir kaos dönemiydi. Dünyaya sloganların, marşların, partilerin ve grupların gözünden bakıyorduk. Kendimizi tamamen bırakıyorduk, başkaları bizim adımıza düşünüyordu. Kararlarımızı onların söylediklerine göre veriyor, kafamızda soru işaretleri oluşmasına izin vermiyorduk. Hayallerimize herkesin ortak olmasını, sihirli programlar ve büyülü sloganları papağan gibi tekrarlarken; umuda yolculukta bizimle aynı rüyaları görmesini istiyorduk. Meydan okuma sırası bizdeydi. İç dünyamda fırtınalar kopuyordu. İnandığım şeyler din gibiydi. Din ise inandığım şeylerden ibaret gibiydi.

Seçime Gidiyoruz

Etiketler:  

(Bu yazı 22 Temmuz gününün ilk saatlerinde yazılmış ancak seçim yasakları nedeniyle yayına alın-a-mamıştır.)

Enteresan bir seçim süreci geçirdik. Muhtemelen sonuçları da enteresan olacaktır. Sayın editörüm Türkiye'de çok sönük bir seçim kampanyası dönemi geçirdiğini söyleyip gene lafı "nerede o çocukluğumuzun seçimleri" noktasına getirse de, ben uzaktan izlediğim kadarıyla durumun o kadar da kötü olmadığını düşünüyorum. Bence değişen kampanya şekli siyasi ortamla değil, bütün dünyada marketing anlayışının da değişmesiyle alakalı. Zaten araştırmalar, bütün kampanya ve mitinglerin seçmenin kararını etkilemediğini, seçim atmosferine girildiğinde seçmenin kararının az çok belli olduğunu söylüyor.

MHP Analizi

Medyada siyasi analizler yaygınlaşıyor. Hangi partiye oy vereceğim konusu kesinlik kazanmış değil, bulunduğum şehirde oyumu açık arttırma ile satışa çıkarmayı düşünüyorum, mazota, fındığa verecek parayı bulanlar bakalım benim atağımı nasıl karşılayacaklar. Ben bu yazıda seçimin kritik partisi MHP ile ilgili görüşlerimi beyan edeceğim.

MHP

Devlet Bahçeli anlaşılması güç bir insan. Bana siyasi parti liderliğini isteksizce, birilerinin zoruyla yapıyor gibi geliyor. 4 sene ortalıkta görünmedi, ki ben bunu önce güzel bir taktik olarak yorumladım. Sessiz ve derinden gidecek, AKP'nin hatalarından da beslenerek "artık biz saldırganlığı üzerimizden attık, devletçilik ve milliyetçilik anlayışımızı da makul bir zemine indirdik" diyerek zaten kemikleşmiş yüzde 8 oyunu arttırarak kolayca aşacak diye düşünüyordum. Ancak son birkaç aydaki gelişmeler yanıldığımı gösteriyor.

İçeriği paylaş