Benim Babam Zagor

Çalmak... Bu kelimeyi, çocuklar, okul çağlarının ilk yıllarında öğreniyorlar hatta bazılarının bu kelime ile ilgili deneyimleri, hatıraları bile oluyor. Küçük yaşlarda, çoğu zararsız olan hırsızlık, annenizin kurabiye kavanozundan kurabiye çalmak ya da bir arkadaşınızın oyuncağını aşırmak ile gerçekleşebiliyor. Tabi aşırılan oyuncak, anne ve baba farkına varınca, karşı tarafın ebeveynine geri iade ediliyor. Çok haksızca bir uygulama :-) Hatta bazı çocuklar biraz daha ileri gidip, köşe başındaki bakkaldan şampuan çalıp, Nasrettin Hoca'nın göle maya çalması misali, bu şampuan ile Karadeniz'i köpürtmeye çalışıyor (gerçek hikaye). Ben, "çalmak" kelimesini ilk defa ciddi anlamda duyduğumda ilkokul 5'e gidiyordum.

Sanırım birçoğunuz, küçüklüğünüzde, Süperman, Conan, Tom Mix, Texas, Great Blek ve Mister No gibi bir takım çizgi romanları okudunuz, satın aldınız, arkadaşlarınızla değiş-tokuş yaptınız. Ben küçükken, bu tip çizgi romanlardan bir tanesine hastalık derecesinde bağımlıydım: Zagor.

Zagor, Sergio Bonelli ve çizer Gallieno Ferri adlı iki İtalya'nın yazıp çizdiği bir çizgi roman. Zagor (gerçek ismi Patrick Wilding), hayatını Darkwood ormanlarının huzuruna ve barışına adamış delikanlı bir gencimiz. Bu İtalyan pizza ustalarının elinden çıkan eski batı kovboy hikayesi, mekan olarak A.B.D'nin Pennsylvania eyaletinde geçiyor.

Her çizgi roman kahramanın sevdiği, tercih ettiği bir silah olur. Zagor'un tercihi ise baltaydı. Zaten Zagor'un manası "savaş baltasının ruhu" demektir. Arasıra silah taşıdığı da olurdu. Zagor, kendisinin sahip olduğu süper güç ve doğaüstü yeteneklerden haberi yoktu. Zagor çizgi romanı, birçok değişik çizgi romanın birçok değişik özelliklerini içinde taşıdı. Örneğin, O, Tarzan gibi sarmaşıklardan sallanabiliyor; diğer birçok çizgi romanda olduğu gibi eski batıda yaşıyor; ailesinin öldürülüşünün ardından Lone Ranger karakteri gibi intikamla yanıp tutuşuyor; Phantom karakteri gibi bataklıkların içinde bulunan bir kulübede yaşıyordu ve hemen her çizgi romanda olduğu gibi bir ortağa da sahipti. Zagor'un ortağının ismi Çiko (Cico Felipe Cayetano Lopez y Martinez y Gonza'les) idi. Küçük bir çocuk olarak, Zagor'un neden Çiko ile arkadaşlık yaptığına hiç anlam veremedim. O zamanlar, kendimin, Zagor için, Çiko'dan daha iyi bir ortak olabileceğini düşünüyordum. Ben hiçbir zaman Çiko gibi sarhoş, ayyaş değildim. Hiçbir zaman Cico gibi çok yiyip, yiyecekleri bitirmezdim. Kumara düşkün değildim ve ilkokul 5'de bile olsam, sağlık açısından ve atletik yönden, Çiko'dan daha iyi durumdaydım. En önemlisi, beni hiçbir şey korkutamazdı. Çiko gibi ödlek, korkak değildim ben. Yani bir çizgi roman ortağının günlük iş yaşamında yapması gereken her şeyi yapabileceğime inanıyordum.

Çiko dışında daha birçok karakter vardı Zagor kitaplarında. Özellikle bu karakterlerden bir tanesi benim tüylerimi ürpertir, kabuslarıma girerdi. Hatta yıllar geçmesine rağmen, bugün bile ismini duysam, tüylerim diken diken olur. Bu karakterin adı Hellingen'di. Hellingen, Zagor'un en büyük düşmanıydı ve kendisi Wendigo karakterinin yani Şeytan'ın arkadaşıydı. Zagor'u yenmek ve dünyayı ele geçirip, tek başına hükmetmek için elinden gelen her şeyi yapardı. Öldürür, Şeytan'la işbirliği yapar, çalar, çırpar, yakar, küfrederdi. Fakat Zagor'un bir yumruğu, onun yerleri öpmesine yeterdi. En azından bir sonraki maceraya kadar!

Eğer yukarıda bahsettiklerimin hiçbiri size bir şey ifade etmiyorsa, benim çocukluğumda yaşadığım mahallede yapayalnız kalırdınız. Kimse sizinle arkadaş olmak hatta konuşmak bile istemezdi. Mahalledeki arkadaşlarım ve ben, Zagor için yaşıyorduk. Bir sonraki ay çıkacak yeni sayıyı, yeni macerayı beklemekle geçiyordu günlerimiz. Hatta öylesine tutkunduk ki Zagor'a, mahalledeki her çocuğun bir takma ismi vardı Zagor karakterlerine adanmış. Örneğin benim takma ismim Trampy idi. Zamanında neden bu takma ismi aldığımı bilmiyordum ama yıllar geçtikçe anlıyorum ki Trampy karakterinin, Zagor romanlarındaki kekemeliği ile benim o dönemdeki kekeme oluşumun bir ilişkisi vardı. Yüzü hiç gülmeyen ve yaşadığım şehirdeki tek çizgi roman ve oyuncak satan dükkanın sahibi olan kişinin takma ismi Hellingen idi. Şeytani bir karakteri olduğundan değil de çizgi romanın satış fiyatının yüksekliğinden dolayı bu ismi almıştı. Sanırım tahmin edersiniz ki ilkokul 5'e giden bir öğrencinin banka hesabındaki para, sokak kedilerinin cebinde olan paradan bile daha azdı o dönemde.

Ay sonu yaklaşıyordu. Mahalledeki dedikodulara göre, Zagor, gelecek sayıda, Hellingen'i öldürecekti. Kimse inanamıyordu buna. En sonunda, dünya huzura kavuşacaktı, benim kabuslarımda. Ve beklenen gün geldi. Yeni sayı, bayilere ulaştı fakat mahallede kimsenin bu yeni sayıyı alacak parası yoktu. Dünya başımıza çökmüş gibiydi. Bir çözüm yolu bulmak gerekiyordu. Mahalledeki çocuklar değişik çözüm önerilerinde bulundular. Bunlardan bir tanesi, Kandrax'i (okuldaki sınıfımıza giden zengin bir çocuğun takma ismi. Kandrax, Zagor romanlarındaki zengin imparatoru temsil ediyor) dövüp, parasını almaktı. Ben itiraz ettim. Zaten kimse de bu planın başarılı olacağından emin değildi. Hatta, Zagor takma isimli çocuk bile (kendisi yaşça ve bedence büyük olduğu için bu takma ismi kendi kendine aldı ve kimsede itiraz edemedi) bu fikrin kötü bir fikir olduğunu söyledi. Evet, kötü bir fikirdi ve hatta birini dövmek yasalarda aykırıydı. Bu nedenle, biz daha iyi bir fikir bulduk. Çalmak! Yeni sayısı, oyuncakçı dükkanından çalmak! Oyuncakçı dükkanının sahibi Helligen gibi birinden bir şeyler çalmak kötü bir şey olamazdı. Hatta iyi bir şey bile sayılırdı. Bir nevi Robin Hood'luk. Zaten Helligen, bu çıkan yeni sayıda ölüyordu yani birde biz vurmuşuz ne çıkar? Karar verdik. Yapacaktık.

Çetemiz 5 kişiydi. Zagor (büyük çocuk), Çiko (şişman çocuk), Trampy (ben, kekeme çocuk), Tonka (saçları bizden biraz daha uzun olan çocuk) ve Roddy (Roddy esasında bir Zagor karakteri değil. Roddy bir Great Blek karakteri. Great Blek çizgi romanındaki küçük bir çocuk. Yaş itibariyle, bizim arkadaşa Roddy demek uygun bulunmuştu). Plan gayet basitti. Cico ve Tonka, Helligen'i soruya tutup, konuşturacak ve bu arada Roddy ve Zagor kitabı çalacaktı. Trampy yani ben, ulaşımdan sorumlu idim. Zagor kitabı bana verir vermez, kuyruğum yanıyormuş gibi bisikletimle hızlı bir şekilde olay yerinden uzaklaşıp, gizli karargahımıza gidecektim. Bütün bunları olacağının arifesinde, uykuya dalamadığımı hatırlarım. Ne de olsa, Helligen'in bizi yakalayıp, öldürmesi gibi bir tehlike vardı. Acaba Zagor'da hiç korkar mıydı Helligen ile savaşacağı günün arifesinde?

Plan yolunda işledi fakat yeni sayı büyük bir düş kırıklığıydı bizim için. Helligen (gerçek Helligen. Oyuncak dükkanı sahibi değil) hikayenin sonunda halen hayattaydı. Fakat mahalledeki yeni dedikodular, bir sonraki sayıda öleceğini söylüyordu. Bir ay böyle geçti. Yeni ay ve yeni sayı ile ne yapacağımızı çok iyi biliyorduk. Plan biraz değişti tabi ki. Görev sıralamasında ve yerlerinde değişiklikler yapıldı. Ulaşımı, Zagor aldı ve kitabı çalma işi ise bana yanı Trampy'e verildi. Büyük günün arifesi geldi çattı yine. Mideme kramplar giriyordu. Trampy değildim artık. Ben, o ödlek, korkak Çiko'ydum. Ne yapacağımı bilemedim ve bütün planı babama anlattım (tabi her şeyi değil. Örneğin Helligen ile olan ilk karşılaşmamızı atlamış olabilirim :-))).

Sabah okula gittim. Okuldan sonra, diğerleri ile buluşacaktık ama ben buluşma yerinde beklemektense, eve gitmeyi tercih ettim . Perdenin köşesinden, diğerlerinin beni beklediğini görebiliyordum ama bir türlü dışarı çıkmak için cesareti toplayamadım kendimde. Eğer çıkarsam, neler olacağını çok iyi biliyordum. Bir müddet, pencerenin altında o şekilde oturdum. Sonunda cesaretimi topladım. Çeteyi yalnız bırakmayacaktım! Yüreğim ağzımda, son bir kez perdeden dışarı baktım ve babamın arabasını gördüm: Yeşil Reno. Babam arabadan çıktı, eve doğru yönelmek yerine, arkadaşlarımın olduğu yere doğru yürümeye başladı. Bir müddet, babam arkadaşlarımla konuştu ve sonra arkadaşlarımın hızla koşmaya başladığını gördüm. Arkadaşlarım önde, babam arkada, mahallenin yokuşundan aşağı koşuşuyorlardı ve bir müddet sonra gözden kayboldular. Artık onları pencereden göremiyordum. Gerçeği söylemek gerekirse, bu zaten onları son defa görüşüm oldu. Bir kaç gün sonra takma ismimin değiştiğini duydum. Artık Trampy değildim. Mahalledeki arkadaşlar benim takma ismimi Wendigo (Şeytan) olarak değiştirmiş ve okuldaki zengin çocuk ise Trampy olmuştu.

Bütün bunların hiçbir önemi yoktu benim için. Çünkü benim yeni bir Zagor'um vardı: BABAM. O, bizim mahallenin huzuru ve barışı için savaştı. O, Cico'sunu yani beni, Helligen'in gazabından kurtardı. Artık benim için, babam Zagor ve ben Çiko idim. Ve ikimiz, yeni savaşlara, yeni maceralara hazırdık.
SMUCK, SOCK, THUD, KCHAANG, KI-YAAAAA....

Bence siz buraya yazdığınız çocukluk hatıralarınızdan bir kitap daha çıkartın benim gibi zevkle okuyacak çok kişi bulunur.

Üstadım sürekli benim de çocukluğumdan öğelere dokunup acı acı gülümsetiyorsun ya beni. Alacağın olsun. Ben de bir misilleme yapacağım yakında sana.

Tatlı tatlı yazıyor ve bize de keyifle okutuyorsunuz. Çok yaşayın.
Yalnız lütfen "geri iade" etmeyin; ya geri verin, ya da iade edin! (Ukalalık etmek istemezdim, ama iki şeye hiç dayanamıyorum: Biri bu, biri de "bayan".)

Metin :) güldürdün beni. Aynı eleştiriyi, kitabımın editöründen de aldım. "Geri iade olmaz, iade olur" demişti. Sanırım huylu huyundan vazgeçmez, aynı hataları yapar durur :) Hemen düzeltiyorum.

Hepsini hatırlıyorum, tüm çizgi romanları.
Şimdi nerede bunlar yahuu. Şimdiki çocukların çok canı sıkılıyordur. Eski maceraları birilerinin pdf haline getirip dağıttıklarını bile gördüm. Kadıköy'de bir pasajın alt katında kitapların satıldıklarına da rastlamıştım. Ama şimdiki yaşımda okuyunca o kadar güzel gelmiyorlar. O yaşta yaptıklarımız o zaman güzeldi. Gözlerimizi kapatıp hayal etmek daha güzel bazı şeyleri, uygulayıca tadı kaçıyor.

Çok süper ve ilginç bir site.

Yazınız çok güzel ve sürükleyici. 43 yaşındayım. Beni tekrar 10 yaşıma döndürdünüz. Çizgi romanlar gerçekten büyüleyici bir dünya. Ben hala tutkunlarıyım.

Zagor'un 1. sayısından beri aldım. Benimde hayatım, Zagor ve Tex ile geçti, şimdi çocuklara kitaptan çok oyuncak var. Avrupada arkdaşlarıma bakıyorum, Zagor-Çiko deyince İtalyan, Çek, Bulgar olmayan anlamıyor, Almanlar filan bilmiyor. Çocuk iken playmobil oynarlarmış, donald, miki, foxi okurlarmış...
Çocuğum, Playmobil, Lego, Cars oyuncakları, Actionman oynuyor, code lyoko, avatar, dragons oynuyor, chat yapıyor, animasyon film izliyor. Ben de Zagorları satıyorum. Parti parti, yaşdaşım koleksiyonerlere, lego filan alıyorum çocuğa, zaten ben ölünce satacaklar veya kıymetini bilen olmazsa atacaklar. Ben ölünce satmaya kalarlarsa da alıcıları ölmüş olacak. Zaten karım evde kitap görmeyi istemeyen biri. Fakat Kitap Hastalığım devam ediyor, zagordan, texten, tombrakstan, mandrakeden, kızılmaskeden, gordon dan kalan.
Cemal Kutay Serileri yapıyorum. Bazı eski sürekli yayınları, yaşıma göre... Dünya değişti, bana mutlu günler yaşatan çizgi romanlara, çeviren ve yayınlayanlara çok teşekkürler. Kitapları alan mutlu olanlara sevgiler, mutlu bir insanın kitaplarını aldılar ve okuyorlar. Çocuğuma da teşekkürler, onları okumak istedi beni mutlu etti. Ben onun Oyuncakla büyümesini tercih ettim.
Çünkü Benim çocukluğumda yeterince oyuncak yok tu etrafta, oyuncak olsaydı, kitap okurmuydum bilemiyorum. Sanki oyuncak, ve lego dA biriktirirmişim gibi geliyor da.

Dostum,
46 yaşındayım. Son 2 yıldır Zagor biriktiriyorum. Bu bana çocukluğumu ve o günkü güzel günleri yaşamamı sağlıyor. Nerde o yakar toplar, istop oynamalar, topaçlar, misket yutmacalar, gerçek dostlar... Çevremdekilere yaşları ne olursa olsun o günlerdeki pozitif düşünceyle yaklaşmaya çalışıyorum. Ben biraz şanslıyım. Çanakkale gibi küçük ve mütevazi bir şehirde büyüdüm. Bazen çocukluk arkadaşlarımı toplayıp yakar top veya istop oynamak geliyor içimden.
Aslında bunu hepimiz yapmalıyız. İnsanlar mutlu oldukları sürece yaşarlar. Biz mutluyuz, çünkü çocukluğumuzu dolu dolu yaşadık. Yazını büyük keyif alarak okudum. Eline sağlık Zagor dostu.

Sizi gerçekten tebrik etmek istiyorum. Benim unuttuğum hayal dünyasına kısa bir süre de olsa sizin sayenizde geriye döndüm. Harika bir yazıydı, teşekkürler.

Güzeldi ama roman değil, çizgiflim olarak lyoko code daha güzeldir...

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi