Masal

Uzunca bir girizgâhla başlıyorsun anlatmaya. Mukaddime diyorsun bu.

Fidanlardan, güllerden bahsediyorsun. Gül açılır yaz olur. Ama bak bahar bile gelmedi İstanbul'a. Kanatsız kuşlar gibisin. Bir kaldırım kenarında, sana yardım edecek yaşlı amcalar bekliyorsun.

Otobüs duraklarında bekliyorsun.

İnsanları izliyorsun. Önünde duran kızdan gözünü ayıramayan delikanlıya bakıyorsun mesela. Acaba bu kadar nazar-ı dikkat celbeden şey nedir diye merak ediyorsun.

Otobüse biniyorsun, akbilini basıyorsun. Çıkan ses yüzünü ekşitiyor. Şoförden zılgıt yiyorsun. Geri dönüyorsun durağa, duruyorsun öylece.

Sonra ellerine molotof kokteyli sarmış ortam insanları geliyor. Binmediğin otobüsü yakmaya çalışıyor. Allah'ım ne oldu buralara? Devletin otobüsü yanıyor, imdat frenini çeken yok. Frenleri boşalıyor, üç masumu eziyor. Ağlıyorsun, durakta dikilerek ağlıyorsun.

Bu çemberin içindesin sen. Fidanlardan, güllerden, gül açılırsa yaz olurdan bahsederken, inci gibi göz yaşları lutfediyorsun hüznüne.

Az öteden simit alıyorsun. Abi bayatsa almayım bak diyorsun. Yok canım yok, yeni geldi bunlar. Zaten big-bang olalı kaç gün oldu ki? Her şey yeni bu âlemde. Her saniye bir ölüm... her saniye bir diriliş.

Olayların ortasındasın işte. Kim neyi istiyor, kim neyi elde ediyor? Cevapsız sorular bırakıyorsun dilek ve şikayet kutularına. Ellerin bir açılıyor, bir kapanıyor.

"Şahit ol Ya Rab, biz iyi insanlar, salih kullar olmak istiyoruz."

"Niyetleri çorbayı karıştırmak olan" bu adamların ortasında bir küçük çocuğun can vermesiyle feryad ediyorsun. Can Dündar'ın belediye reisiyle samimi muhabbetine, onu anlamaya-sempatikleştirmeye çalışan sorularına burun büküyorsun. Belediye reisine bugüne kadar kaç can ödediklerini hatırlatan bir çetele uzatıyorsun.

Kim aptal? Evet, aptal olan kim? Demokratikleşme adımları atarak olağanüstü halleri kaldıran, ana dilde yayın getiren, dil kursları açan Devlet mi? Bu hakların artık olması gerektiğine ikna olan "gelişmiş" toprakların devlet tanıyan evlatları mı? Devlet'in uzattığı ele "mındar" muamelesi yapan kıymet bilmezler mi? Ortamı kendi geren ama karşıyı suçlayan seçilmiş Dimes domatesleri mi? Ellerinde taşlar, yüzleri kapalı oraya buraya koşan, güya isyan eden "noname" kimliksizler mi?

Haklısın.

Keşke bir masal olsa bu yaşadıkların. Masalda kahramanlar belirsizdir. Olayların derinliği yoktur hani. Doğa üstü şeyler de olur. Niye demezsin.

Niye demesen sen de.

Kitabın yıpranmış kapağını kapattığında silinip gitse hepsi belleğinden. Kanadık kırık kuşların aslında uçan kuşlar olduğunu görsen.

Aslında gül çoktan açılmış, yaz çoktan gelmiş olsa.

Bu yazıyı okuyunca Rasim Özdener'in "Gül Yetiştiren Adam"ı geldi aklıma nedense. O kitabı okuduğumda da benzer duygular hissetmiştim. Senin yazılarında benim içimdeki o paslı kilidi açan garip anahtarlar var. Acılarımı açığa çıkarıyorsun. Tehlikeli bir adamsın vesselam.

Yorum izleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçerek değişiklikleri etkinleştirmek için "Ayarları kaydet"i tıklayınız.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Allowed HTML tags: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi