Bu yazıya nasıl başlayacağımı ve nasıl sonlandıracağımı bilemiyorum. O kadar heyecanlyım ki... Yüz yıllar boyu İstanbul'un Fethi ve Fatih hakkında çok şey yazıldı-çizildi. İlkokuldan bu yana benim gibi herkes bu konuda bir çok şey okumuş veya duymuştur. Fatih'in ne maharetli kumandan olduğu, adaleti, fazileti, dehası, "Ya ben İstanbul'u, ya İstanbul beni alacak" haykırışı, Bizans'ın dirençli surları, Akşemseddin'in yol göstericiliği, akıl almaz boyutlardaki toplar, karadan yürüyen gemiler, kahraman askerler, peygamber müjdesi, Ayasofya'da ilk Cuma ve daha bir çok maddeyle uzar gider bu liste.
Bugün ben konu ile ilgili farklı şeyler söylemek istiyorum izninizle.
Benim Fatih'e hayranlığım çocukluğumdan gelir. Ama bu hayranlığın temelinde yukarıdaki saydıklarım değil, adını taşıyor olmam yatıyordu o zamanlar. Biraz bencilce biliyorum ama böyle düşünürdüm çocukken. Tıpkı herkes gibi anlatılanları masalmışcasına dinler, derslerde ezberler ve içten içe hep konu Fatih'e geldiğinde bir gurur duyardım. Ta ki büyüyüp de Fatih hakkında bir araştırmaya girişinceye kadar... Hayranlığımın yönünü değiştiren şey yine yukarıda yazılanlar değil, 1961'de Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in yayınladığı bir defter oldu: Fatih'in Çocukluk Defteri.
Çocukluğuna ait defterindeki karalamalarda yüksek bir dehanın ilk adımlarını, yetiştirilmesindeki ihtimamı, her çeşit ilmin ilk basamaklarını ve ileriye dönük azim dolu ruh halini sezmek mümkün. Defter Besmele ile başlıyor. Sonrasında ise "Mehmed Bin Murad Han" ibareli tuğra denemeleri, Arap alfabesinin şiirsel kıvrımlı eskizleri, Farsça ile tanışmalar, dünyasının bineği at çizimleri, ustalığa giden yolda ilk Grek alfabesi çalışmaları (ki kendisi 1000 yılın en büyük Yunanca Filoloji alimidir), estetik çiçek, yaprak ve dal çalışmaları, insan yüzü eskizleri (burada hayret verici olan: ilginç bir şekilde sevgi, öfke ve hayret mimiklerinin yanısıra bağlılık, güvensizlik ve husumet gibi duyguları da tesbit etmiş olmasıdır) ve bunlar gibi nice hayranlık uyandıran bir çok kalem ve fırça darbesi beni mest etmişti.
O gün kendimi onun ismini taşımakla gururlandırmanın ne kadar gereksiz olduğunu gördüm. Zira ben ne 4-5 yaşlarında bu seviyede bir ufka sahiptim ne de beni yetiştirecek bir Molla Gürani'm vardı. İşte o zaman resimlerde gördüğüm sakallı, yaşlı, mağrur ve heybetli sultan yerine 12 yaşında tahta çıkıp, babasına emir verebilen, 14-15 yaşlarında o zamanın akıl almaz toplarının planlarını çizen, 22 yaşında da yaklaşık bin yıldır kimsenin fethedemediği Bizans'ı inanılmaz dehasıyla fethedip, bir rüyayı gerçekleştiren, çağ açıp kapatan ufak çocuk hayranlığımın yegane nedeni oldu. Evet ben o çocuğa hayranım ve hiçbir zaman onun gibi bir dehaya sahip olamayacağıma yanarım.
Bütün duygularımı dile getirmişsin.
At figürünü çok beğendim. Şehzade Mehmed, İstanbul'a üzerinde gireceği atı çizmiş muhtemelen.
Teşekkürler.
Fatih klavyene sağlık çok güzel bir yazı olmuş :)
İki gün önce evime dönerken, Ali Sami Yen stadından boşalmış bir sürü sarıklı, cübbeli, sakallı insanın arasında kaldım. Ellerinde Anadolu Gençlik bayraklarıyla İstanbul'un Fethi'nin kutlamalarından çıkmışlardı. Ben bu görüntüden rahatsız oldum. Doğru muydu bu rahatsızlığım bu tartışılabilir; ama benim asıl bahsedeceğim konu bu değil. Bu ortamda, yanımdaki arkadaşım kulağıma eğilerek şunları fısıldadı:
"Bu vatandaşların tezatı beni şaşırtıyor, tarihte Hristiyan olan tek Osmanlı padişahının zaferini kutluyorlar."
Detayını konuşma imkanımız olmadı ama ben kısa bir araştırma yaptım ve hakikaten böyle bir iddia vardı, kimileri bunu destekliyor, kimileri de kesin bir dille reddediyorlardı.
Her ne olursa olsun tarih bilgimi zorlayan bir konu bu. Türk tarihinin çok önemli saydığım devlet adamlarından biri olan Fatih Sultan Mehmet'i bu şekilde hiç anlatmamışlardı, bu konuyu araştırılması ve öğrenilmesi gereken bir konu olarak görüyorum.
İddia linklerinden biri:
Çetin Altan
İnanıyorum ki sizlerin bu konuda konuşacağınız bir şeyler olacaktır.
"Zira ben ne 4-5 yaşlarında bu seviyede bir ufka sahiptim ne de beni yetiştirecek bir Molla Gürani'm vardı."
Keşke şimdi de yöneticilere yetiştirecek birer molla olsa.O daha fethedilecek çok İstanbullar var...
Fatih'in hıristiyan olduğu iddiası pek mantıklı gelmiyor bana. Yerli yabancı hiçbir ciddi kaynakta bu iddiaya rastlamadım şahsen. Ama konuyu araştırdığımda en usta ve referans alınabilecek tarihçiler de bu iddianın karşısında hatta ciddiye bile almıyor gözüküyorlar.
Şöyle ki:
- İskender Pala - Direk ilgili yazıya cevap vermiş.
- Mustafa Armağan - Tarihçilerimizin Mehmet Doğan'ı bence. Bahsi geçen kitabı mutlaka okunmalı.
- İlber Ortaylı - Bir yazısında konuya inceden değinmiş.
- Erhan Afyoncu - İddiaları çürütmüş gözüküyor.
- Melih Aşık - Sözkonusu şiirin tamamını yayınlamış.
Herşeyi geçtim: bence böyle bir adam'ın Hıristiyan olması mümkün değil gibi gözüküyor.
Bu güzel yazı ve resimleri bizlerle paylaştığın için teşekkür ederim öncelikle. Bahsi geçen kitap satışta değil birçok kitap satış sitesinde. Nerden temin edebileceğimiz konusunda bilgisi olanlar paylaşırlarsa sevinirim.
Fatih Sultan Mehmed'in hristiyan olduğu iddiasıyla alakalı şu an okuduğum Mustafa Armağan'ın "Ufukların Sultanı Fatih Sultan Mehmed"[1] adlı kitabında yer alan bilgileri aklımda kaldığı kadarıyla aktarayım.
Dönemin Papası Papa II. Pius'un, Fatih'e bir hıristiyanlığa davet mektubu yazdığı doğrudur. Fakat bu mektup gönderilmemiştir. Bu mektup Vatikan arşivlerinde mevcutken cevabına dair hiçbir bilgi ve kanıt yoktur elimizde.
Papanın yazdığı mektuptan bir bölüm:
'Hıristiyan ayinlerine dönün ve İncil'e inanın. Bunu yapın, dünyada sizi ihtişamda ve ululukta geçecek, güç bakımından denginiz bir hükümdar olmayacaktır. Söz veriyoruz: Sizi Greklerin ve Doğu'nun imparatoru olarak adlandıracağız. Şimdi cebren istila ettiğiniz topraklara o zaman hakkınızla sahip olacaksınız. İslam şeriatını takip ederek muvaffak olmanız mümkün değildir. Fakat sadece hıristiyanlığa dönün ve evrensel mutabakatla zamanınızın en büyük insanı olacaksınız.'[2]
Bu mektubun asıl amacının Papanın haçlı seferi için bir türlü ikna edemediği bazı katolik krallıklara göz dağı vermek olduğu yorumu da yapılıyor. Siz bana itaat etmezseniz ben de gider elin Müslüman'ından yardım alır, onunla dünyayı fethederim.
Kaynak:
[1]Mustafa Armağan, Ufukların Sultanı Fatih Sultan Mehmed, Timaş Yayınları 2006
[2]Richard W.Southern, Ortaçağ Avrudasında İslam Algısı, Çeviren: Ahmet Aydoğan, Yöneliş Yayınları
Öncelikle bir arkadaşın rahatsızlığına şaşırdım. Galatasaray'lılar (ya da herhangi bir yığın) staddan boşanınca da rahatsız oluyor mu acaba?
Neyse konumuz bu değil. Fatih'in büyüklüğü karşısında telaşa kapılan Papa, Fatih'i gerçekten de Hristiyanlığa davet etmiştir. Fakat Miracc'ın belirttiği gibi bu mektuptan Sultanın haberdar olması söz konusu değildir. Buna rağmen Avrupalı bazı yazar ve şairler konu hakkında efsane uydurmaktan geri durmadılar.
Fatih'in Bizans Patriğini ataması, Bizanslı alimlerle Hıristiyanlık hakkında münazara yapması, Ermeni patrikliğini kurması, Bellini'ye resimini yaptırması, Avrupa ile yakından ilgilenmesi vb. gibi sebeplerle bu iddialara dayanak aramışlardır.
"İmtisal-i cahidü fillah oluptur niyyetüm,
Din-i İslam'ın mücerred gayretidür gayretüm;"
diyen ve Hz. Peygamberin medhine mazhar olan biri nasıl hristiyan olur?
Şarlken de Barbaros ve Barbaroszade Hasan Reis'e hristiyanlık teklif etmiş fakat cevabı denizde almıştır.
Kimsenin dinini sorgulamak doğru değildir, herkes inancında serbesttir. Bu konuyu gündeme getirmekteki amacım, Fatih'in dinini sorgulamak değildi. Yoksa II. Mehmet'in Hristiyan olması (ki bu iddia bana da mantıklı gelmiyor), O'nun ne Sultanlığına halel getirir ne Fatihliğine. Ya da Fatih Müslüman olması bize bir şey kazandırıyor mu bilmiyorum. Hedefim sevdiğim bir devlet adamı hakkında tarihi bilgilere ulaşmak ve bu bilgileri tarihsever insanlarla paylaşmaktı. İşi siyasete dökelim çabası gütmedim.
Ancak söylemeden edemeyeceğim, ben de benim rahatsızlığıma şaşıran zihniyete şaşırıyorum. "Tecahül-i arif" yapmışsınız gördüm; kalabalıktan değil, sarıktan daha doğrusu o sarığın altındaki kafadan rahatsız olduğumu nasıl da bilip de bilmemezlikten gelmişsiniz?
Bunu yapmak istemiyorum, lütfen beni zorlamayın.
Bu iddalar sadece Fatih için değil, Muhteşem Süleyman içinde yapılmıştı. Nedeni ise aslında çok açık, Devrin en şaşalı imparatorluğu ve o imparatorluğun deha beyinleri olan padişahlar, batı dünyası pek tabikide bunları Hristiyan olarak gösterme eğilimleri olacaktır. Şahsen ben konuyu ciddiye bile almıyorum.
Ne demek istediğini gayet iyi anlamıştım... Sadece şunu söyleyeyim:
O hristiyan olması mantıklı dediğin Sultan, Ebü'-Vefa gibi, Akşemseddin gibi sarıklılara saygı duyan ve sarıklıların zihnine sahip sarıklı bir insandı.
O sarıklı insanın sahibi olduğu şehirde onun gibi giyinmek isteyenlerin gezmesinden nasıl rahatsız olunur ki?
Çetin Altan'ın yazısında geçen Fatih'in şiirindeki "kafir" tabirinin sevgili anlamına geldiğini azıcık edebiyat tahsili görmüş biri bilebilir. Divan edebiyatında remzler vardır. Bazen bir kelime sahip olduğu gerçek anlamından tamamen zıt bir forma bürünebilir.
Mey ve meyhane, ilahi aşkı ve tekkeyi karşılar. Böyle görüp de Şeyh, meyhane de kafayı buluyor diyemeyiz. Bunun gibi şiirinde kendisine çektiren sevgiliye kafir diyen Fatih'e de kafir diyemeyiz.
Oysa okumuyorsun, ben Fatih'in Hristiyan olması mantıklı demedim, bilhassa tam tersini söyledim. Keşke yazmadan önce doğru düzgün okusan.
"Kafiri" sanırım kendisine söylemiş şiirde Fatih. Ayrıca şiirin akışına göre "kafiri" bizzat bizim anladığımız "kafir" gibi kullanmış. Bilmiyorum yine de yanlış mı anlıyorum. Bu şekilde olsa bile; bu, onun Hristiyan olduğunu ortaya çıkarmaz, çıkarsa da bizi bağlamaz, Fatih'in de insanlık karşısındaki değerini düşürmez.
Geleyim, sarık olayına. 1400'lü yıllarda sarıkla gezmenin doğallığını, 2000'li yıllarda sarıkla gezmenin siyasiliğiyle karşılaştırırsanız bence çok yanlış yaparsınız. Sarık ne yazık ki artık tek başına bir kıyafet değildir, sarık siyasettir, sarık takmak çoklukla bilinçli bir eylemdir. Taraf olduğum davada, davamın karşıtlarının eylemlerinden rahatsız olmak da sanırım en doğal hakkımdır, yadırganamaz. Bilmem anlatabiliyor muyum?
Fatih Taşkıran Bey, siz ne kadarda siyaset olmasın, ziyaretçilerimiz ne kadarda siyaset olmasın deselerde göründüğü gibi bir şekilde yine siyaset yapılmış oluyor. Adamın sarığında bile siyaset arayan bir arkadaşa gelde şimdi cevap ver.
İlk mesajımda benim sarıktan rahatsızlığım tartışılsın demedim, Fatih ile ilgili güzel bir yazının üstüne, yine Fatih'le ilgili bir iddia var, siz ne diyorsunuz dedim. Sonra birisi çıktı "ee bu adam niye sarıktan rahatsız oluyor ki"ye çekti lafı. Şimdi birisi çıkıyor, "siyaset oluyor ık mık" diyor, bir de hakir görüyor. (Cevap vermeyecekmiş). Peki.
Ama ben o adam sarık takmasın demedim, taksın. Ama bırakın da o sarıklı adamın "herkesçe bilinen" fikrinden ben rahatsız olayım.
Sarık takmak özgürlük, sarıktan rahatsız olmak ayıp bir şey. Buna da peki. Ne yapayım.
Yukarıda dediklerimi tekrarlayayım da atlanmasın, ben esasen tarihi bir konuyu gündeme getirdim sadece, siyaset bulaşsın, siyaset konuşulsun istemiyorum. Ama niyetlileri var ve birileri cevap vermese de ben cevap veriyorum.
Sanırım olay bu
Fatih Hristiyandı iddiası tam bir komedidir. Çetin Altan gibi divan edebiyatından haberi olmayan, beyiti yanlış bir şekilde nakleden, ideolojisi başını döndürmüş Osmanlı düşmanlarının, batıdaki her teze balıklama atlaması da normaldir.Kaldı ki aklı başında hiçbir batılı tarihçi böyle bir iddiayı gündeme getirmemiştir bile..Hiçbir kanıtı olmayan böyle bir iddiayı ortaya atmak, eğer kasıt eseri değilse tam bir cehalettir.
Konu ile ilgili yine Mustafa Armağan'ın bir yazısı şurada.
Anıl Kardeş, öncelikle mantıklı değil dediğini mantıklıdır anlayıp yazdığım için özür dilerim. Gözlerim beni yanılttı.
Ancak diğer tüm yazdıklarımın arkasındayım. Sarığın siyasi olup olmaması meselesine gelince; o, benim Peygamberimin(s.a.v.) sünneti ve ecdadımın adetidir. O yüzden severim. Müslümanın kimliği olduğu için de gösterge kabul ederim. (Şimdi çıkıp da nice sarıklı gördük, şöyleydi böyleydi falan demeyin.)
Ah bu Şark zihniyeti yok mu! Laisistimiz de, mütedeyyinimiz de aynı dertten muzdarip. İsteyen sarık takar, isteyen şapka, isteyen hiçbir şey takmaz kafasının dışına. Sarığın şapkadan, şapkanın sarıktan, çıplak kafanın ikisinden de rahatsız olması gerekmez. Kafaların içine bakmak niçin kimsenin aklına gelmez?
Büdütöre (editöre) not: Niçin doğru kelimemi bozup yanlış yazıyorsunuz?! "Muztarip" değildir doğrusu, "mustarip"tir; "ıstırap"tan gelir.
Sevgili Metin, TDK'da aynen senin dediğini demekte ama bana sanki daha farklı gibi geliyor. Kelimenin arapça kökenini bilmiyorum ama "Izdırap" kelimesinden gelmesi muhtemel. O zaman niye "Muzdarip" değil de "Mustarip" bir bilen açıklasın :)
Arapçadaki dat harfi türkçeye bazen z, bazen d olarak geçmiştir. Buradaki dat harfi zarar ve ramazan kelimelerindeki gibi dat'tır, dolayısıyla Izdırab ve muzdarib doğrusudur.
Türkçe sözlükleri bazıları yanlışlıkla ıstırap ve mustarip demişler ki bu yanlıştır. İşte dilimizi böyle sadeleştirdiler...
Bu iddiayı öne sürenler lütfen zahmet edip Samiha Ayverdi'nin kaleme aldığı Edebî ve Manevî Dünyası İçinde Fâtih kitabını okuyuversinler.
Fatih Sultan Mehmed Han... Ne kadar ihtişamlı bir isimdir. İnsanın kalbinin atışı hızlanıyor bu ismi duyunca. Çağ kapatıp çağ açan... Hiristiyanlık iddiaları mı? Gülüp geçmek lazım. Fatih eğer Hıristiyan olsaydı biz şu an Ahmet, Mehmet olmazdık Antonyo, Alexander del Piaro gibi isimlere sahip insanlar olabilirdik. Yani İstanbul Batı'nın olurdu. İstanbul'un fetih planına bir bakalım: Edirne'den başlar fetih hareketi, planlar, projeler ardı ardınadır. Bunlar birer fiili duadır, kavli dua olarak teheccüd namazları, riyazatlar ve halkın padişahına güvenip o muhteşem Hakk'a yönelişleri ve tabiiki en önemlisi Efendimiz (s.a.v)'in müjdesi. "İstanbul'u fetheden kumandan ne güzel kumandan.".
Şimdi bu kadar manevi ve maddi çaba acaba Hiristiyanlıkta olabilir mi? Dinimiz İslam, her işi Allah rızası için yapmayı söyler. Fatih İstanbul'u kendisi için mi fethetmiştir? Kesinlikle hayır. Allah'ı, Efendimiz (s.a.v)'in mesajını ötelere, muhtaç gönüllere ulaştırmak için fethetmiştir ve o güzel kumandanlık rütbesini almıştır. Hiçbir hiristiyan bu zihniyette olamaz. O nedenle kardeşlerim bu iddialara gülüp geçmek lazım.
Sarık tartışması da ayrı bir konu. Buradaki herkes haklıdır kendine göre, çünkü güzel dinimizi gündeme o kadar kötü şekillerde (hala getiriyolar) getirdiler ki dini kendi inanç seviyesine göre yaşamak isteyenlerin insanların gözünde kötü gözükmesine neden oldu. Aczmendiler, Müslüm Gündüz'ler, Hizbullah, Alparslan Aslan gibi düzmece birilerinin maşası olan kişi ve kişiler dini halkın gözünde düşürdü. İnsanlar dini yaşamak isteyenlere gerici, yobaz gözüyle bakıyorlar ya da bakanlar var. Benim düşüncem: bu topraklarda doğmuş, bu topraklarda büyümüş insanlarız. Niye birbirimize kötü gözle bakıyoruz?
Ben buradaki kabahati unuttum gittiydim, şimdi aklıma geldi efendiler!
1) Ara sıcak: Bkz: Adam Ana Kılavuzu, sf.209, "mustarip"
2) Tatlı: Osmanlıca-Türkçe Sözlük (M. N. Özön), s. 508), "muztarib, mustarib"
3) Semiha Ayverdi'nin sözlüğüne bakma fırsatım olunca ona da bakacağım.
Neden böyle tartışmalara giriyorsunuz? Konu ile ilgili yorum yapsanız daha iyi olur...
Ben çok büyülendim hatta gerçekten bunları Fatih mi çizdi? İnanamıyorum ve çok etkileniyorum. Ben de Fatih'ten çok etkilenmişimdir ama hiç onu bu kadar kendime yakın hissetmemiştim. Şimdi daha güzel oldu. Bu kitabı nereden bulabiliriz?
Bu konu saçma bir konu. Sultan İstanbul'u feth ettikten sonra ilk iş olarak Ayasofya'yı camiye çeviriyor ve halka cuma namazını bizzat kendisi kıldırıyor. Bu konular avrupalıların uydurmasından başka birşey değildir. Nasıl birçok değerimizi kendilerinin malı gibi gösteriyorlarsa Fatih gibi dünyanın en büyük komutanını da kendilerine mal edeceklerdir. Avrupalı bunu hep yapıyor ama şu bir gerçek ki tarih hiçbir zaman değişmez ama onlar tarihi değiştirmeye çalışıyorlar. Tarihi oylamak saçmalığın daniskası. Bu yapan kişilerden aslında bunu beklemek de gerekir diye düşünüyorum.
Sarık meselesine gelince denokratik bir ülkeyiz diyoruz ama sarık takanları yadırgıyoruz.
Anlayamdım? Ayasofya'yı camiye çevirmesi avrupalının bir uydurması mı?
Yeni yorum gönder